yeni bir sayfa gibi çevirmeye ant içmiş, öğrenmeye yemin etmiş düşlerin gibi… gerçek kalan yanlarıma nazaran, daha içine kapanık bir kız çocuğunu bağrına basıyormuşsun gibi davran…
ve beni oku…
satır satır işle benliğinin her hücresinde…
ve yaz beni…
tekrar tekrar…
okur gibi…”
…dedi…
ben ise sustum…
sanırım ağladım…
devam etti…
“sev beni… deli gibi sev… düşünmek için değilde, yaşamak için değilde… sevmek gibi değilde… ölümüne sev beni… öyle yaz beni…”
ellerini tuttum…
göz yaşlarım damlarken, umursamadım düşünmeyi ve düşlemeyi…
şehir şahit oluyordu parçalanan yanlarımıza…
ellerimizden tutuyordu ara ara…
o bana bakıyordu…
ben ağlıyordum…
sanırım…
susması bekliyordum…
susmadı…
“hangi sözlerin cesareti kabul edilir, gözlerinin hapsinde.. hangi cümlem özgürlüğe açılır bedeninde…
ben senin olurum…
sen bende kaybolursun…
düşün beni caddelerin yağmur damlalarından kaçırılmış kuru soğukluğu üstünde… öyle yanlız bir ömrün üzerine basılan acı dolu hikayeleri var dilimde… dinler misin beni? anlar mısın ben gibi? ölebilir misin ben gibi?”
ağladım…
şehir ağladı…
sonra düşlerim dağıldı…
düşleri içinde ben eridim…
avuçlarından aktım…
göz yaşlarımı bıraktım geriye döndüğümde görebileceğim mesafede…
ışıklar kapandı…
karanlık diz boyu…
kalbim…
toprağın olmuştu…
…anlattım…
“sevemem seni… seni özgürlüğünde hapsedemem içimde bir yerlerde… düşlerimde kabul edemem gözlerini… sözlerin olamam ifadende gizleyeceğin.. rüyalarımda kaybedemem seni…
kalbim başkasının esiri… sende duy sesimi..
git, gideceğin yerin toprak olmayacağı belli…
sev… içinde sakladığın asude eserini…”
sustu…
yorulmuştu…
ellerinden bıraktı çocukluğumu…
vazgeçmişti düşlerinden…
benden…
öyle basitti sevgisi…
o kadar yalandı düşleri…
sonra aklıma “toprak” geldi…
en çok o sevmişti beni…
hiç vazgeçmediği düşleri vardı ellerinde… ellerimin bitişiğinde…
gözleri vardı.. yeşil bir umuda gizlenmiş geleceği vardı…
en çok o özlüyordu beni…
ve ben onu yazıyordum… okur gibi, tekrar tekrar seviyordum…
en iyi o anlardı beni…
en çok o bilirdi rüyalarımdaki düşüşlerimin perde arkası kabuslarını…
o anlatırdı beni bana…
ben susardım…
o ağlardı…
o ağlardı…
ben onu yazardım…
toprak! çok özledim seni…
çok oldu sen gideli…
ve ben öleli…
alışamadım…
düşlerim gömüldü gömüleli..
düşüşlerim biteli…
istesem…
…ve sen dönsen geri…
dönebilse gözlerin…
düşlerim dışında koklayabilsem seni…
öyle uyusam…
ve seninle uyanmasam…
o kadar özledim seni…
o kadar öldüm…
sen gittin gideli…
..ve ben…
bittim biteli…
© İzzet ARPACI / 23.03.2006